Başkasına umut olup kendine olamayan yazar; Stefan Zweig

 

28 Kasım 1881’de Avusturya’da doğdu Stefan Zweig. Akıllara, doğduğu zaman mı yanlıştı yoksa başka zamanda doğsaydı bu kadar iyi bir yazar olabilir miydi sorusu geliyor. Hangi zamanda doğarsa doğsun o, bu haritayla çok iyi bir yazar olurdu. Güneş’i ve gitmemiz gereken yol dediğimiz Kuzey Ay Düğümü Yay burcunda ve iletişim evi dediğimiz 3.evde konumlanmış. Zweig zaten bu dünyaya yazar, konuşmacı, gazeteci gibi iletişimin başrolde olduğu meslekleri yapmak için gelmiş ki kendisi gazeteci ve yazar.

Merkür ve Venüs kol kola Akrep burcunda yer alıyor. Yazılarındaki derinlik, ruhsal çözümlemeler, betimlemeler buradan geliyor.

Yay burcu, yükselen Terazi, Ay burcu Kova; üç burçta barışı seven, insanlığa iyiliğinin dokunmasını isteyen burçlardır. İdealist, hümanist, sanatçı bir ruhtu Zweig, başka biri olmasına imkan yoktu. Savaşa katılmamak için gönüllü ‘arviş memurluğu’ yapmaya başladı. “Övünülecek bir görev olmadığını açıklayayım; ama böyle bir iş, Rus köylüsünün bağırsaklarını süngüyle delmekten daha uygundu bana.” sözleriyle naif ruhunu yansıtıyor. Yani Zweig’dan savaş çığırtkanlığı yapmasını, savaşı desteklemesini ve halkın milliyetçi duygularını uyandıracak yazılar yazmasını beklemek saçmalık olurdu. Hitler, Zweig’dan tam da bunu istedi. Bunu reddeden Zweig eleştiri oklarının hedefi haline geldi. Kitapları yasaklandı, yakıldı ama o hiç yazmaktan vazgeçmedi. Hayattaki tek gayesi buydu. Hayatta kalma mücadelesi de bu noktada başladı.

Jüpiter – Neptün kavuşumu, Zweig’ın kendini tamamen insanlığa yararlı olmaya adadığını gösteriyor. Sanatçı bir ruh, yüksek bir hayal gücü veriyor. Bu kavuşum kişiye pozitif bir ruh hali verir. Kişi pozitif ve sakinken oldukça üretkendir. Nazi dönemiyle birlikte Zweig’ın hayatı da değişti. Bir çok farklı ülkeye gitti. En son Brezilya’ya yerleşti. Yay burcu olmasına rağmen Boğa’daki gezegen birikmesi aslında değişimden hoşlanmayan bir yapı verir. Doğduğu topraklardan ayrılmak, sahip olduklarını geride bırakmak onun için oldukça güç olmuş.

Plüto, Neptün, Satürn, Şiron ve Jüpiter 8.evde üstelik retro pozisyonda. Hayal gücü yüksek, psikoloji ilgisi, aileden zenginlik, hisleri kuvvetli ve derin bir insanı işaret eder. Karmik etkiler mevcuttur. Derin ve büyük korkuları var. Bu korkuların en büyüğü kuşkusuz ölüm korkuydu. 8.ev ölüm-doğum konularını işlediği için aslında içten içe kendi ölümü hakkında düşünüyordur. Satürn’ün Boğa’da ilerlemeye başladığı 1939 yılından itibaren Zweig için ruhsal anlamda baskı şiddetlenmeye başlamıştı. Depresyona olan meyilli artıyor bunun üstesinden üreterek geliyor olmalıydı. Zaten yorgun olan ruhu iyice baskı altındaydı. Kaçmaktan yorulmuştu. Doğduğu topraklar ve dünya çıkmaza sürüklenmişti. Kendi için umudu tükenmişti. Artık kaçacak bir yeri yoktu. Bu düzeni böyle devam ettirmemeye karar vermesinde Boğa burcunda ilerleyen Uranüs’ün Zweig’ın haritasındaki Plüto’su ile kavuşması örnek gösterilebilir. Uranüs; beklenmeyeni bekle gezegenidir, başkaldırır, isyan eder. Plüto ise yıkıcı bir gezegendir, kişiyi dönüştürür, yaşam ve ölümü temsil eder. Bu görünüm kişinin mevcut duruma son vermesini ifade eder. Zweig ise hayatına son vermeyi seçerek, 22 Şubat 1942’de karısı ile intihar etti. O gün Ay, Mars, Satürn, Uranüs 8.evinde ilerliyordu. İntihar kararı vermesi, ileriyi görememesi, duygusal ve ruhsal çıkmazlar, kendinde yeterli gücü bulamama gibi durumun oluşmasına sebep olmuş.

”Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızıllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

İntihar mektubunu yazarken bile dostlarına umut olmayı, iyi dileklerde bulunmayı ihmal etmedi Zweig. İşin en üzücü tarafı ise Zweig’in intiharından 3 yıl sonra Hitler’in ölmüş olması… Keşke biraz daha sabredebilseydin Zweig, birlikte uzun geceden sonra gelen tanın kızıllığını izleseydik…

Bir cevap yazın